11 Temmuz 2009 Cumartesi

HAYATA DAİR BEŞ DERS...


Evdeyim. Tek başıma oturuyorum.Bilgisayarımı ,Soğuk sütümü ve çitolatalı kekimi aldım ,balkonda keyif yapıyordum.Maillerimi okurken bir arkadaşımın gönderiği mail hoşuma gitti.Sizlerlede paylaşmak istedim...

Birinci Ders:

okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun eniyi ögrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim veoradaçakıldım kaldım. Son soru söyleydi :'Hergün okulu temizleyen hademe kadının ilk adı nedır ?'Bu her halde bir çeşit şaka olmalıydı. Kadını, yerleri sılerken, hemenhergün görüyordum. Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı. 50'lerindefalanolmalıydı. Ama adını nerden bilecektim ki ! Son soruyu yanıtsızbırakıp kağıdı teslim ettim. Süre biterken bir öğrenci, son sorununtest sonuclarınadahil olup olmadığını sordu.'Tabii, dahil' dedi, Hocamız...'İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi birbirindenfarklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hak edeninsanlar bunlar.Onlara sadece gülümsemeniz ve 'Merhaba' demeniz gerekse bile...'Bu dersi hayatım boyunca unutmadım. Hademenin adını da...Dorothy idi.
İkinci Ders :

Bir gece vakit gece-yarısına doğru Alabama Otoyolunun kenarında duranbir zenci kadın gördüm. Bardaktan boşanırca yağan yağmura rağmen,bozulan arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye çalışıyordu.geçen her arabaya el sallıyordu. Yanında durdum. 60'lı yıllarda birbeyazın birzenciye, hem de Alabama'da, yardıma kalkışması pek olağan şeylerdendeğildi. Onu kente kadar götürdüm. Bir taksi durağına bıraktım.Ayrılırkenille de adresimi istedi, verdim. Bir hafta sonra, kapım çalındı.Muazzam bir konsol televizyon indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi,armağanda...'Geçen gece otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim. O korkunçyağmur sadece elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti.Kendime güvenimiyitirmek üzereydim, siz çıka geldiniz. Sizin sayenizde ölmekte olankocamın yatağının baş ucuna zamanında ulaşmayı başardım. Biraz sonrason nefesiniverdi.

Üçüncü Ders :

Size Hizmet Edenleri Hep Hatırlayın...Bir pastanın üç otuz paraya satıldığı günlerde 10 yaşında bir çocukpastaneye girdi. Garson kız hemen koştu... Çocuk sordu:'Çikolatalı pasta kaç para ?''50 Cent.'Çocuk cebinden çıkardığı bozukları saydı. Bir daha sordu:'Peki, Dondurma Ne Kadar ?''35 Cent.' dedi garson kız, sabırsızlıkla. Dükkanda yığınla müşterivardı ve kız hepsine tek başına koşuşturuyordu. Bu çocukla daha nekadar vakitgeçirebilirdi ki...Çocuk parasını bir daha saydı ve'Bir dondurma alabilir miyim, lütfen ?' dedi.Kız dondurmayı getirdi. Fişi tabağın kenarına koydu ve öteki masayakoştu. Çocuk dondurmasını bitirdi. Fişi kasaya ödedi. Garsonkız masayı temizlemek üzere geldiğinde, gözleri doldu, birden. Masayısanki akan gözyaşları temizleyecekti.Boş dondurma tabağının yanında çocuğun bıraktığı15 Cent'lik bahşiş duruyordu..


Dördüncü Ders :

Yolumuzdaki Engeller...Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kayakoydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacak diyegözlüyor... Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saraygörevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanınetrafından dolasıp saraya girdiler. Pek çogu kralı yüksek sesleeleştirdi.Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiztutamıyordu.Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu.Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkınasıkına itmeyebaşladı. Kan ter içinde kaldı ama, sonunda, kayayı da yolun kenarına çekti.Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eskiyerinde birkesenin durduğunu gördü.Açtı... Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde...'Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir.' diyordu kral.Köylü,bü gün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.'Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır.'

Beşinci Ders :

Önemli Olan Vermektir..Yıllar önce hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler. Tek yaşamşansı, beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi. Küçük oğlan aynıhastalıktan mucizevi bir şekilde kurtulmuş ve kanında o hastalığınmikroplarını yok eden antikorlar oluşmuştu. Doktor durumu beşyaşındaki oğlana anlattı ve ablasına kan verip vermeyeceğini sordu.Küçük çocuk bir anduraksadı. Sonra derin bir nefes aldı ve 'Eğer kurtulacaksa, veririmkanımı' dedi.Kan nakli yapılırken, ablasının gözlerinin içine bakıyor vegülümsüyordu.Kızın yanaklarına yeniden renk gelmeye başlamıştı, amaküçük çocuğun yüzü degiderek soluyordu...Gülümsemesi de yok oldu. Titreyen bir sesle doktora sordu :'Hemen mi öleceğim ?'Ufaklık, doktoru yanlış anlamıştı, ablasına vücudundaki bütün kanıverip, öleceğini düşünüyordu.

Hiç yorum yok: