25 Eylül 2009 Cuma

yoksa ilk çirkin betty o muydu?









birçoğunuz bilirsiniz,hatta severek izlediğimiz '' ve tanrı kadını yarattı'' sözcüğünü, vurgulayan komik ve eğlenceli film.
hangi filmi?başrollerini ediz hun,türkan şoray ve minur özkulun paylaştığı,
hani koca bir tencere makarnayı ekmekle yiyen.başarılı ama işsiz ve malesef ,ki görselliğin her devirde kartvizit olduğunu gösteren, güzeller güzeli türkan şoray'ın oynadığı film  ''tatlı meleğim''.
1970 yapımı olduğu için acaba ilk çirkin betty fikri bizden mi çıktı diye düşündürtüyor :).
aşık olduğu patronuna kendini beğendirmek için jet hızıyla güzelleşir,başkadın :)
neredeyse herşey aynı bir parton,çirkin katibe kız,moda güzellik üzerine kurulu bir şirket,çapkın adam vs. vs.

siz ne dersiniz? :)


24 Eylül 2009 Perşembe

dinlemek lazım-tülay german




1935 yılında dünyaya gelen tülay german iyi bir eğitim almıştır.müzik yaşantısının ilk adımlarını ailesinden gizli olarak 14 yaşında başladı.
fransada ikamet eden sanatçı oldukça önemli kişilerle çalışmıştır. bunların içinde önemli usta ruhi su dikkat çekmektedir.aşıklardan türkü söylemeyi öğrenir.
türkülere kattığı jazz havası yorumuyla birçok önemli ödülün sahibi olmuştur.fransanın en önemli ödüllerinden olan"Académie Charles Cros Grand Prix du Disque"(1981)ödülüne layık görülmüş.(dünya çapında bir ödül olduğunuda jimi hendrix gibi sevdiğim sanatçılarada verilmiş olmasıyla anlıyoruz.)
sesi ,yorumu kendine has vurguları ile ender bulunabilecek bir sese sahiptir,kadife gibidir.
burçak tarlası,kızılcıklar oldumu,o eski günler bazı 45likleridir.
albümleri,yunustan nazıma,burçak tarlası,sound of love.
fransızca şarkıları gayet başarılı yorumlamıştır.sevdiklerim;La Chanson De L'oubli,ne pleure pas,celui qui viendra lundi dere,santa maria,le coeur d'un ange.
ingilizce,summertime,a cup of coffee and sandwich and you,the thrill is gone ile ne kadar başarılı olduğunu gösterir.




mutlaka dinleyin,bana hak vereceksiniz....

















21 Eylül 2009 Pazartesi

Marka mı? İsim mi? :)

Bazı ürünler vardır, artık markası ile anılır,ama onu kimse marka olarak algılamaz,sanki o ürünün kendisidir.günlük hayatta oldukça kullandıklarmızdan;
aklıma gelenler:

*margarin yerine birçok kişi'' sana yağı''der.tıpkı;
*aygaz-ocak
*selpak-kağıt mendil
*klorak-çamaşır suyu(izmir)
*ozon_çamaşır suyu(sanırım ankara yöresi)
*domestos-çamaşır suyu(günümüzde:)
*nescafe-granüllü veya hazır kahve
*ped_orkid
*traş bıçağı-gillette yada permatik
*kireç çözücü-porçöz
*plastik pencere-pimapen
*teflon yüzey-tefal
*şaşal-hazır su
*lipton-poşet çay
*omo vb.-toz deterjan
*eskiden walkman-günümüzde ipod
*epilatör-epilady
*uhu,404-yapıştırıcı
*duşakabin-duş kabini
*atari-elektronik oyun aygıtı(tanımlamayı kafadan attım:))
*oralet-meyveli toz içeçek
*vileda-iyi ki kısaca vileda olmuş,ne diyecektik acaba sopalı paspas mı :)
*borcam-dayanıklı cam tepsi
*jeep-arazi aracı
birde inşaat sektörü var ki:pimaş,kalebodur,kalekim,tangit vb.



19 Eylül 2009 Cumartesi

1.gün bayram kahvaltısı-iyi bayramlar


artık ramazanın son haftasına girilmiştir.hummalı bir temizlik çoşkusu sarar evi.
perdeler,halılar,camlar,kapılar hatta inciği boncuğu dipköşe pürüpak yapılır bugünlerde .

böyle zamanlarda,çocukluğum gelir aklıma.bu durumlardan habersiz çarşıya ne zaman gidilicek hesabı yapardım,her çocuk gibi.
o meşhur bayram cicileri alınınca,bayram gelse de giysem diye iç geçirirdim.yatçaz-kalkçazlar yapılırdı,her gece yatmadan önce.

şimdi yine çarşı pazar işleri oluyor ama bu sefer küçüklere hediyesi,büyüklere kahvesi,fındığı fıstığı,lokumu,çikolatası meşrubatı;baklavlara cevizi,unu,nişastası,yağı için gidiliyor.

ve her seferinde annemle aramda;
ben;-anne hazır alsak ya bu sene baklavayı.
anne.-olmaz kızım hazır boğaz,mide yakar.şekerlenir iki gün sonra.

derken bu sözlerle,bu yılda çarşı işini bitiririz.

Eeee....çarşı pazar,temizlik işi bitti!
baklava börek işleri ne olacak?

ikramların hep bir elden hazırlanması için,telefonlar açılır aile kadınları ile sözleşilir.

arefe günü gelir çatar, tamda sözleşildiği gibi toplanır.baklavalar,sarmalar,su börekleri hazırlanır.
tepsi tepsi baklava börekler fırınlara gönderilir.

gece olur.güzel bir uykunun ardından nihayet bayram sabahı gelmiştir.

uyanır uyanmaz hemen balkona çıkarım.cemaat caminin dışına,caddeye taşmıştır.eller dua için semaya açılırken,ben ise sabah seherini içime doldururum,her bayram sabahı yaptığım gibi.

çaylar koyulur bereketli sofralar hazırlanır.bayram kahvaltısı mühimdir bizim evde.en temiz giysiler giyilir,saçlar başlar taranır makyajlar yapılır.eve son bir kez çekidüzen verilir.

büyükler bayram namazından döner dönmez;

bayramlaşılır,öpülen eller alınlara konulur.

tekrar bir arada olmanın şükrüyle;
annesi_babası, gelini-oğlu, damadı-kızı, büyüğü-küçüğü, çoluğu çocuğu hep beraber bayram kahvaltısına geçilir.

severim bayramı,bayram kahvaltılarını.çocukluğumdur,geleneğimdir.

ramazan bayramımız mübarek olsun...










16 Eylül 2009 Çarşamba

Saate Bak; 10'u:10 Geçiyor'


hangi saat reklamına baksak, saat hep onu on geçiyor.bu bir tesadüf mü? hayır!
tıpkı Arçelik markasının, koca koca harflerinden kurtulup, bir imza ve gülüşü sembolize eden yeni logosu gibi.
işte bütün mesele güvenilir,akılda kalıcı.görselliğe ve iletişime dayalı bir sembol bulmak.
peki,ne demek saat 10'u:10 geçe ?

* yelkovanla akrep ''onu on geçe'' kıvamına geldiğinde oluşan ifade,gülen bir yüz.
gülen bir yüz bütün herşeyi değiştirir.hatta alışveriş merkezlerinde, neredeyse bütün reyonları almamıza ramak bırakır :) :)

*diğer bir görüş açısıda, kucaklamayı işaret eder.kollarını iki yana açmış, iletişime hazır olduğunu gösterir.bunu maximum reklamları da çok iyi kullanmıştır.
hem markayı gösterir altını çizer, hemde kucaklayarak güvenilirlik yaratır.

*en çok bahsedilen diğer bir konuda, estetik durmasıdır.yelkovanla akrep, yarımlarda veya tamlarda değildir.ifade sertleşmemiştir henüz.esnek ve simetriktir...
yukarıda Dali'nin resminde de görüldüğü gibi dakika en iyi 35 ile 40 arasındadır.

*sembolizme göre ise en önemli kuram: ''10'' rakamının mükemmeliği göstermesidir.çünkü sembollere göre ''10'' en iyidir.tıpkı halk dilinde de, herşeye 10 numara dememiz gibi.

10u:10 geçe dediğimizde mükemmeliği ikiye katlıyoruz galiba :) :)












14 Eylül 2009 Pazartesi

fırat tanış nam-ı diğer koyu bilal

bana göre zaten ünlü bir oyuncuydu.
çok severek izlediğim,yeditepe istanbul dizisinde görmüştüm ilk kez fırat tanışı.bugünlerde geniş aile'de koyu bilal halleriyle epey güldüyor.
muhteşem oyunucudur kendisi,
aldığı ödüllerle oyunculuğunuda kanıtlamıştır zaten.ahh birde tiyatroda izlemek nasip olsa.

sesi de yorumuda güzeldir bu adamın.ben özellikle yorumuna hastayım.unutama beni'yi öyle bir yorumlamıştır ki yeditepe istanbul da;hadi kolaysa unut bakalım dedirtti resmen.

şimdilerde popüler olan ''yani'' videosunu belki yüzlerce kere dinleyebilirim.puslu sesi,içimi yakarken,yorumuda boğazımda ki düğümün yerini sağlamlaştırıyor.yutkunamıyorum,böyle sessiz sessiz dinlemeliyim ben bu adamı.


o çalsın,ben dinleyeyim :)
.


güzel bir gün-Ödemiş,Birgi,Tire

son anda verilmiş bir karardı.önce ödemiş sonra birgi en sonda tire ile biten güzel bir gündü.

ilk durak ödemiş.

aç karına gidilen ödemişe tarihi töngül pide fırınına uğrayarak gezimize başladık.

aslında töngülü ilk kez tv de köşe bucak gezen,gurme amcaların tanıttığı programda görmüştüm.onlar severler eski ama tarihi yerlerde yemek yemeyi.

eee oralara kadar gitmişken uğramamak olmazdı.
lüks olmayan küçük biryer fakat inanılmaz lezzetli pideler yapıyorlar.çayla beraber afiyetle götürdük:)


bayılıyorum cumbalı evlere.


mis kokulu ödemiş pazarı.



ödemişin pazarına denk geldik.neredeyse bütün ödemişe pazar kurulmuştu.herşey taptaze; meyvelerin sebzelerin inanılmaz kokuları vardı.herşey saf ve temiz.oralara kadar gidipte kurutulmuş sebze ve meyve alınmadan dönülür mü?.


burası da ödemiş kadınlar pazarı.hepsi el emeği göz nuru.fiskoslar,masa örtüleri,yazmalar,pike takımları ve ara danteller,havlu kenarları.bir tane pike takımı beğendim.ama fiyatta anlaşamadık:P


ödemişten çıkıp rotamızı birgi'ye çevirdik.birgi tanıtımlarını da kamil güler'in sunduğu köşe bucak türkiye isimli programdan görmüştüm.dururmuyuz hemen soluğu birgi de aldık.

birgi.


birginin eski taş yapılı evleri.içlerinde hala yaşayanlar var.çok şirin biryer.


eski evlerle bezeli taş yapılı sokakları,

çay molası zamanı geldi,
demli bir çay iyi gider. butik bir kafeye denk geldik.kendimizi hemen içeriye attık.



içeride bizi elmalı tarçınlı kek kokusu karşıladı.tarçın kokusu bizi bizden alırken,hemen çay ve keklerimizi ısmarladık.
resimlerde görüldüğü giibi hep antikalarla süslenmiş iki katlı eski evden yapılmış bir kahve.duvarlarda birçok ünlü kişilerin ve bürokratların resimleri var.


hatıra defterine bizde birşeyler yazdık tabii ;)


mola bitti,meşhur çakırağa konağına gitme vakti geldi.çakırağa konağı büyük bahçe içinde üç katlı gösterişli bir bir konak


neredeyse işleme olmayan yeri yok.


önden görünümü


çakırağa'nın iki eşi vardır.birisi izmirli diğeri de istanbulludur.
eşleri memleket özlemi çekmesin diye,izmirli hanımefendinin odasına izmirden kadifekale görünümünü,

istanbullu hanımefendiyede istanbul boğazı görünümlü resim çizdirir.

kadifekale

istanbul boğazı.tavandaki işlemeler dikkat çekiyor.



birgide bulunan ve aydınoğullarından kalan

ulu cami.

aşağıdaki kapıların özelliği gerçek el oyması olması (1312).kündekari tekniği ile yapılmıştır.
gelgelelim bunlarıda yurtdışına kaçırırlar.çok dikkatli olan bir ingiliz hanım yıllar önce birgiye yaptığı gezi sayesinde,müzayede açık arttırmayla satılan bu kapıları tanır.
ne diyim helal olsun.
kültür bakanlığı kapıları geri getirttirir.


buradaki işlemelerin,hiçbiri birbirnin benzeri değildir.aslında uzayda hiçbirşeyin birbirine benzemediğine ve çeşitliliğine işaret ediyormuş.













dünya üzerinde ilk ve tek olarak cami duvarına bir hayvan rölyefi işlenmiştir.


dervişağa medresesi.

birgiden son görünüm.



artık karanlık çökmüş akşam yemeği için tireye geçmiştik.

tire'nin meşhur tire köftesini yemeğe.yorgunluktan kendimizi yemeğe verdik.bu yüzden elimde hiç foto yok.


toptepe de lezzetli kebaplarımızı yedik.zaten tepe olduğu için manzara muhteşemdi.










11 Eylül 2009 Cuma

BİOMEEN (erkek bakımı)


bu markayı ilk kez satış görevlisi olan bir erkekten duymuştum.elinde birkaç kutu krem vardı.
tabii kremlere meraklı olduğum için hemen sordum ne işe yaradıklarını;

-o da,bana çeşit çeşit marka kremi denediğini artık siyah notka ve yağlı ciltten sıkıldığını anlattı. elinde ki kremleri,berber olan bir arkadaşı vermiş.bunlar ikinci siparişiymiş ve de çok memnun olduğunu söyledi.

merak ettim göz gezdirdim,biomeen-biota lab. tarafından üretilmiş.
biomeeni hiç duymadım ama biota laboratuvarda hiç yabancı gelmiyordu.

eve dönünce ilk olarak bu markayı araştırdım.biota laboratuvar meğer bizim bildiğimiz deracin,bioder,bioblas,bioxin markalarını oluşturan laboratuvar.

biomeen ürünlerinin sadece erkek kuaförü ve berberlerinde satıldığını duydum.

bence gayet başarılı bir satış politikası,sonuçta erkekler bir parfümeriye girip clarins,lancome gibi cilt ürünlerine kolay kolay para vermezler.
zaman ayırıpta eczaneden la roche posay,murad gibi ürünleride almazlar.

sonuç olarak, direkt ayaklarına gelmiş,makul fiyatlarda hemde laboratuvardan çıkan ürünler zamanla erkekleride cezbedecektir;)
diyorum ya çok başarılı bir taktik.


saç çıkarıcı şampuan,serumlar,
saç şekillendirici ürünler,
cilt bakımı kremi,yıkama jeli,peeling,onarıcı serum,after shave'ler
kıl azaltıcı ürünlerle erkekler için geniş bir yelpaze sunuyor.
biomeen erkek dünyasında sessiz ama güçlü bir şekilde yol alıyor.











9 Eylül 2009 Çarşamba

geçmiş olsun...


aslında tüm milletimize geçmiş olsun.

yaşanılanlar kolay değil,korkular,vefatlar ve yitirilen insanlık duyguları.
o korkular belki hiçbir zaman geçmeyecek.
yürekler ise her daim kayıpları için yanmaya devam ederken;
peki,insanlığın sınıfta kaldığını nasıl sindirecek bu beyinler!?... emanete hıyanet edilir miydi?

insanlar yardım beklerken meğer insanlığı,yağmacılığa peşkeş çekmişiz.

sel insanlığı içinde götürdü.insanlığın içine kanalizyon,ve sokak pisliği katarak götürdü.

yazık!

8 Eylül 2009 Salı

JUICY COUTURE: VIVA LA JUICY

Birileri beni düşünüp bir parfüm şisesi tasarlasa bu kadar olurdu herhalde..... Tatil dönüşü havaalanında tesadüfen denedim kokusu da şisesi kadar beni cezbetti,herşeyi ile tam benim tarzım.... Bayıldım.
Şekerli kokuları sevenlere şiddetle tavsiye edilir...
Buarada 38 pound'du fiyatı:)

7 Eylül 2009 Pazartesi

Bir DALi'nin Bilinmeyenleri....



'Bir delinin benden farkı benim deli olmamamdır'' diyen tuhaf ama hayranlık duyduğum sürrealist kişiliktir Salvador Dali.

O kadar ilginç bir insadır ki bir çok alana tuhaf ama başarılı şekilde ilgi duymuş ve başarmıştır.
Burada uzun uzadıya sanat yaşamını yazmak yerine ilginç bulduğum hoşunuza gidicek yanlarını sizinle paylaşmak istedim.

Birkaç küçük Dali dahilikleri;

*Coco chanel için ayakkabı,şapka ve dekor dizayn etmiştir.
*Gece kıyafetlerine bir ışık renk getirmek için tırnak üzerine süs şekline birer ufak ayna parçası yapıştırmış.
*Rock and roll isimli parfümün tasarımını yapar
*Meşhur markaların reklam afişlerinide tasarlamıştır.
*Christian dior'la çalışmıştır
*Sahne dekor gibi düzenlemeleri olmuştur
*Üst bedeni toparlayıcı mayoları icat eder.
*Yanakları çökük olan kadınlar için gölgeli makyaj tekniğini bulur.
*Louis vuitton markasından esinlenerek kendi markasını oluşturma yoluna gider
*İnsanların yürürken müzik dinlemeleri için müzikal ayakkabı icat eder.
*Fransanın en elegan erkeği seçilir.
*Sinema ve takı tasarımına kadar birçok alana da el atmıştır...

Sadece sanat alanında değil el attığı bütün konularda kendini ispatlayan ressam....

*salvador dali ve zaman takıntısı.
















*Dali meslek yaşamı boyunca tablolar ve heykeller yapmak dışında; gömlekler, şapkalar, kül tablaları, brendi şişeleri, elbise askıları, mayolar ve oyun kağıtları tasarlamıştır.