4 Kasım 2010 Perşembe

TOPUKLU AYAKKABI ve PARFÜM Tarihi






17.yy Avrupasında kişisel  temizlik gözardı edilmiş.Soylular da dahil yılda sadece bir ya da iki  kez yıkanırmış.Yıkanma da şu sırayla olmaktaymış: aynı suda önce erkekler ,sonra kadınlar,sonra erkek çocuklar,sonra çocuklar,en son olarakta bebekler yıkanırmış.Su o kadar pis olurmuş ki, bu yüzden İngilizlerde şöyle bir deyim çıkmış:
''Don't throw the  baby with bathwater'' Yani birebir türkçeye çevirirsek, ''bebeği banyo suyuyla atma.''  Bu deyimin türkçedeki karşılığı sapla samanı ayırma.

Bundan neden mi bahsediyorum;Avrupadaki kadınlar haziran ayında evlenirmişler çünkü yılda bir kere yıkanırlarmış buda genelde  mayıs ayında olurmuş yani yıkanan evleniyormuş: ) Ayrıca gelin  çiçeği de burdan çıkmış gelinler pis kokularını saklmak için çiçek alırlarmış ellerine.Ve tabi parfümünde bu nedenle çıktığını biliyorsunuzdur.
16. yüzyılda cam sanatının ilerlemesiyle birlikte parfümün gelişme süreci de hızlanmış. O yıllarda parfümün en çok üretildiği ve tüketildiği ülke Fransa imiş. Fakat parfümün vücuda sürülmesinin hastalıklara neden olacağı düşüncesiyle, parfüm sadece pis kokuları maskelemek için kullanılmış. Bu nedenle giysiler, eldivenler, mendiller, hatta mücevherler bile parfümlenirmiş..

17. ve 18. yüzyıllarda, parfüm endüstrisi oldukça gelişmiş Özellikle Fransa'nın Grasse bölgesi parfüm endüstrisinin kalbi, merkezi haline gelmiş.

İş sadece banyoyla bitse! Avrupa sokakları  pislikten geçilmezmiş.
1388 yılında İngiltere Kralı II. Richard göl ve derelere  insanların tuvaletlerini yapmasını  yasaklamış!
Ancak nereye yapılacağını söylemeyi unutur. Zavallı halk ne yapsın? Çözümü sokakta arar. Evinde ürettiği her türlü pisliği; büyük, küçük ne varsa sokak camından aşağı salar. Bu iş o kadar azıtılmış ki, mesela Edinburgh’da gece sokağa çıkma gafletinde bulunan birisi, başına bir oturağın boşaltılmasını önlemek için. sürekli olarak “heed your handle’: (elindekine dikkat et) diye bağırmak zorunda kalırdı.

Fransa durum nasıldı peki? “Güneş Kral” denen XIV. Louis’nin Paris’inde de her çeşit kirli su, gece gündüz demeden pencerede sokağa, bahçeye boşaltılırdı. Anca Fransızlar, İngilizler gibi kaba değillerdi. Eline lazımlığı alan pencereyi açar ve aşağıdakinin cinsine göre cümle başına bir mösyö, matmazel veya madam ekleyerek “gare à  l’eau”: suya dikkat! diye bağırıp salıverirdi.


Bu durumdan korunmak adın yani her  an sokakta başlarına insanların büyük küçük pisliklerinin yağmasından korunmak için semsiye üretilmiş.En önemlisi de zerafetin ,şıklığın simgesi ,benim gibi bir çok kadının vazgeçilmesi olan topuklu ayakkabılar da Avrupada insanlar yolda ki pisliklere basmamaları için üretilmiş.



not :resimler alıntıdır.

6 yorum:

Zeynep dedi ki...

hahaah süpermiş ya :) teşekkürler paylaşımın için :)

cingifilli dedi ki...

aaa super yazı.çok hoşuma gitti.ilginç:)

pembe fiyonk dedi ki...

beğenmenize sevindim:)

Miyuki dedi ki...

iğrençleeeeeeeer :)

http://miyukininblogu.blogspot.com/

Modafobik dedi ki...

Amanınnn benim gibi moda tarihi yazan birini görmek ne kdar güzel bişiii! :) Yalnız bu ppostunuu acayip sevdim yaaa!

lily of the valley dedi ki...

17.yuzyil Avrupasindan bahsediyorsun peki 21. yuzyil Turkiyesine ne demeli?? Yaz geliyor yine sokakta, otobuste, alisveriste les gibi ter kokani, sogan sarimsak kokani!!! Biz hala temizlikten bir haberiz ne yazik ki..